Antik Çağ´ın Ankara´sı

Antik Çağ’da

Ankara

“Yıllar bizi buldukları gibi bırakmıyorlar.” der Owen Meredith. Peki acaba yıllar gezdiğimiz, gördüğümüz ya da yaşadığımız kentleri buldukları gibi bırakıyorlar mı? Bir kenti ikinci defa gezdiğinizde ya da bir işiniz düştüğünde ve yeniden uğradığınızda günümüz dünyasının getirdiği değişimi, gelme sıklığımız ne kadar çok olursa olsun yine de fark etmez miyiz? Elbette konu Ankara ise bunu acısıyla tatlısıyla daha da kolay fark eder insan, çünkü çoğunlukla Cumhuriyet tarihiyle yaşıt kabul edilse de başkentimiz; biz onu hep son on, yirmi, hatta belki otuz yılıyla değerlendirir, ona göre puan veririz şehircilik anlayışına. Günümüz siyasi, ekonomik ve sosyolojik kimliğinin dışında Ankara koca bir imparatorluğa iskan olmuş İstanbul´dan sonra biraz da yeni yetmeliğiyle anılır belki çoğu zaman haksız şekilde. Oysa Cumhuriyet´in başkenti oluncaya kadar geçen süreçte dahi tarih sahnesinde pek çok önemli görevi yüklenmiştir sırtına.

anadolu-medeniyetleri-muzesiHacı Bayram Veli´nin Ankara´sıdır O; Ulus´ta bir camii duvarına yaslandığı için ayakta kalmayı başarabilen Augustus Tapınağı´nın Ankara´sıdır ya da uzun kulaklarıyla ünlü Midas´ın hikayesinde geçen Gordion antik kentinin Ankara´sıdır. Kalesiyle, irili ufaklı tümülüsleriyle, iyi bilinen tarihinde geçen hikayesinde Timur´un filleri sakladığı ardıç ağaçları ile kaplı Çubuk Ovası´yla ancak yeri geldiğinde hatırlanan bu genç başkent aslında buldukları gibi bırakılmamış kentlerin yıllara yayılan hikayelerini saklar Anadolu´nun bağrında. O yüzden de her köşesi bir tarihtir kapılarını aralayana, yüzyıllar boyu süren yaşanmışlıkların, yerine göre antlaşmaların, yerine göre savaşların ama en çok da eğitimin başkentidir Ankara.

ankara-kalesi-2

Bir ya da iki günümüzü Ankara´da antik çağın izlerini sürmek için ayırsak önce nerden başlardık sorusunun cevabını saklar Anadolu Medeniyetleri Müzesi. Ulus´da Anafartalar Caddesi´ni farkında olmadan hızla geçip ulaşırız Avrupa Müzeler Birliği´nden ödüllü bu güzide müzeye. Farkında olmadığımız aslında üzerinden geçtiğimiz yolun da altında bir tarihin yattığıdır. Bentderesi´ne bakan yamaçta bir kısmı yolun altında kalmış antik çağ tiyatrosu vardır. Günümüzde çokça değişmiş bu bölge bir zamanlar kaleye çıkan yolun kenarında tel örgülerle çevrili ve pek de bilinmeyen bir kültürel mirastır. Koruyabilirsek elbette…

ankara-roma-hamami-temelleri

1943 yılından bu yana, uygarlıklar beşiği Anadolu´da hüküm süren topluluklara ait buluntuların sergilendiği, sanat tarihinin bin yıllarla ifade edilebilen sürecine şahane örneklerle şahit olunabilecek Anadolu Medeniyetleri Müzesi şuanda Ankara´nın pek de rağbet görmeyen Atpazarı semtindedir. Eğer aracınızla değil de yürüyerek geldiyseniz çıktığınız uzunca yokuştan sonra biraz dinlenmeyi hak etmişsinizdir girişinde sizi karşılayacak kubbeli iki güzel binanın önünde ya da bahçesinde.

augustus-tapinagi

Müzeye girdiğimizde ise kronolojik olarak sergilenmiş eserlerle birlikte çok güzel bir tarih yolculuğu aralar kapılarını, yer sıkıntısı nedeniyle bahçeye yerleştirilmiş eserlerin haricinde içeride prehistorik dönemden başlayan ve Çatalhöyük´le devam eden Anadolu Uygarlıkları´nı eğer ODTÜ Arkeoloji Topluluğu´nun rehberliğinde dolaşma şansı bulduysanız ilk defa benim gibi, sonraki yıllarda da ya siz de o gönüllü rehberlerden olursunuz ya da organik bağlarınız farkında olmadan Midas´ın kördüğümü halini alır bu toplulukla. Bir bakmışsınız 26. yılını kutlayan Türkiye´nin ilk üniversite arkeoloji topluluğu yaklaşık onbeş yıldır yakın ya da uzak markajınızdadır.

Zaten Ankara´lı iseniz ilk okulda mutlaka bir nedenle öğretmenlerinizce ve okul yönetimince götürülmüşsünüzdür Anadolu Medeniyetleri Müzesi´ne, lakin üniversite için Ankara´ya geldikten sonra gezme fırsatı bulan gençlerin aldığı verim beklenemez elbette bu gezilerde. Yine de modern müzecilik hareketlerinin öncüsü şekilde Türkiye´de arkeoloji ve müzeciliği çocuk yaşta sevdirmek için dönem dönem çeşitli etkinlikler ile de açar kapılarını ve küçük misafirleri bazen kendilerini bir masal kahramanı ile karıştırarak ya da Frigler bölümünde anlatılan tuttuğunu altın yapan Kral Midas´a özenerek arkadaşlarıyla şakalaşırken bulurlar kendilerini. Anadolu´nun her yerinden toplanan eserlerin bir arada tasniflenerek sergilenmesi ile küçük ziyaretçileri için süper tanımlamasını sonuna kadar hak eden bir müzedesinizdir siz de yıllar sonra belki de.

İlk baharın son demlerinde ayrı güzeldir müzenin bahçesi, mevsim kışsa içerdeki dinlenme bölümlerinde oturup sıcacık çayınızı içebilir ya da yorgunluk giderici Türk kahvenizi yudumlayabilirsiniz keyifle. Kendisi de tarihi bir yapı olan müze binasının alt katında da klasik dönem eserlerini görebilirsiniz, iç salonda ise yer yer çeşitli eğitim ve konferansların yapıldığı sinevizyon salonu ile birlikte gezerken sağlı sollu Gılgamış destanından sahnelerin canlandırıldığı ortostatlar arasında efsanelere gider gelirsiniz zihninizin bir başka köşesinde.

bestepe-frig-tumulusu

Dünyaca ünlü koleksiyonları, özel ve dönemsel sergiler için yurt dışından sıklıkla talep görmektedir. Bu nedenle Hatti şehir devletçiklerinden, Hititler´e, Urartu ya da Lidya uygarlıklarına tarihlenen eserleri geldiğinizde yerinde göremezseniz, müzeyle bir sonraki randevunuzun tarihini ayarlayıp öyle çıkmak istersiniz, ancak tarih ve arkeoloji tutkunu iseniz zaten gününüzün yarısından fazlasını geçireceğiniz bu müzeye bu ilk ziyaretiniz olmayacaktır elbette. Zaman zaman fotoğraf makinenizi alıp, her seferinde yeniden keşfediyor gibi saatin nasıl geçtiğini anlamadan karnınızdan gelen sinyallerle birlikte tutarsınız kalenin yolunu.

Zamanı bol olanlar için kaleye çıkarken sol taraftaki antikacıların kapıları aralanmak üzere sizi bekliyordur ya da en az biriki saat daha ayırabilecekseniz, Çengelhan´da mola verip Bilim Müzesi´ni de gezebilirsiniz. Ancak midenize hüküm geçiremiyorsanız Ankara´nın eski konaklarından herhangi birisinde kalenin içerisinde çeşitli Ankara lezzetlerinin tadına bakabilirsiniz. Beypazarı ile özdeşleşen yaprak sarması mı seçersiniz yoksa ballı cevizli gözleme mi orası size kalmış ama bu tarihi konaklardan güzelce dinlenmeden ayrılmayın sakın, malum yolumuz daha uzun…

Daracık kale sokaklarını aşarken ve kalenin restore edilmiş burçlarına çıkarken sağlı sollu duvarlarda yer yer evlerde dahi kullanılmış ve mimarlık açısından devşirme tekniği ile adlandırılan ve çoğunluğu da antik tiyatrodan taşınmış mermer taşları ya da heykel benzeri çıkıntıları görürsünüz. Hatta bunlardan en ilginci Kale Camii inşaatında kullanılmış olan en eski dönemlere tarihlenen Dorik formdaki sütunlardır. Burçlara çıktığınızda ilerde Akkale adıyla anılan ve uzun yıllar da müzeye depo görevini üstlenmiş üzerinde bayrak olan tepeyi de görürsünüz. Burası Galatlar döneminden kalma kalenin en eski yerleşim gördüğü alandır ve Ankara´nın bize göre en güzel manzarası elbette buradadır.

Yıkık dökük evleriyle ve yoksulluk nedeniyle sosyal yaşamın çok gerilere attığı evlerin sakinleri, yapabilecek daha iyi bir işleri ya da yeterli paraları olmadığı için burada yaşamaya mahkumdur ama emin olun yüzlerindeki tebessümü gördüğünüzde sizden daha mutlu olma ihtimallerinin; yaşadıkları hayat mücadelesinin anlamını biraz daha yakınen kavrarsınız, hele bir de sohbet etme şansınız olursa aslında hiç de kötü olmadıklarını aksine yardımcı olmak için ellerindeki her şeyi paylaşmaya hazır oldukları su götürmez bir gerçektir. Bu nedenle ihtiyacınız olmasa bile sergiye açtıkları hediyelikleri her defasında acaba gözüme birşey ilişir mi bakışlarıyla süzersiniz.

Akkale burcuna kadar yürüyüp iç kalede sokak aralarından aşağı doğru inişe başladığınız anda antik tiyatroda mola vereceğinizi bilerek keyifle fotoğraf çekmeye devam edebilirsiniz. Çocukken ilk gördüğüm mezbelelik halinden yıllar sonrasında nihayet biraz daha uzaklaşan Antik Tiyatro´nun oturma sıraları az önce üzerinden geçtiğiniz yolun altında kalmıştır. Belki de bu sayede sahne yapısı gibi yok olmamış, toprak altında olmakla birlikte biraz olsun korunmuştur da esasen. Tiyatronun karşısındaki sokaktan girdiğiniz zaman Ankara için tek olan tarihi Fransız klisesini de görebilirsiniz, halen kullanılan bu yapının Ankara için azınlıktaki Süryani vatandaşlarımıza da hizmet ettiğini söyleyerek yolumuza Hacı Bayram Veli türbesi ve camii yönünde devam edelim.

Hacı Bayram´a da ev sahipliği yapan Ulus semti modern Kocatepe camii açılana kadar devlet erkanının resmi cenaze törenlerinde uzun yıllar boyunca görevini sürdürmüştür, ancak buranın ziyaretçilerinin çoğunlukla pek de farkında olmadığı bir özelliği daha var. Camiinin yan tarafındaki Augustus Tapınağı ki camii bu tapınağın hemen yanına inşa edilmiş olmasaydı şimdiye kadar yılların deprem ve yangınlarına karşı gelemez, sırtını camiye yaslamasaydı çoktan yerle bir olurdu bu kültür mirasımız da. Günümüzde müze müdürlüğünün korumasında yer aldığı için ancak özel izinle girilip ziyaret edilebilen Augustus Tapınağı´nın iç bölümü ile giriş kısmındaki Latince yazıt oldukça dikkat çekicidir.

julianus-sutunu

Roma İmparatorluğu´nun ilk hükümdarı Augustus´un ölümünden çok az zaman önce yazdırdığı bu yazıt, senatoda okunduktan sonra Roma´da dikili iki tunç sütun üzerine kazınmıştı. Bazı kopyaları da halka ulaşması amacıyla imparatorluk topraklarında çeşitli eyaletler için bazı önemli tapınaklara koyulmuştu, ki bu kopyalarının bilinenlerinin tamamı Anadolu´da buluyor ve işte Ankara´nın Augustus Tapınağı´da o kopyalardan belki de en önemlisine ev sahipliği yapan mimari anıt eserdir. Bizanslılar tarafından bir dönem klise olarak da kullanılan bu tapınak, sonraki dönemlerde de Ankara için önemli dini ritüellerin merkezi olan ve günümüzün Hacı Bayram Camii´ne komşu olan bir noktadadır.

Hacı Bayram´dan ayrılıp eski valilik binası önündeki Julianus Sütunu´nun yanından inerek yakın dönemde gün yüzüne çıkarılmış Roma Yolu´na selam vererek yönümüzü yan tarafında kazıların halen devam ettiği Roma Hamamı´na çeviriyoruz. Roma hamamı ve açık hava müzesi özellikle antik temalı turların muhakkak uğrak verdiği bir alan. İmparatorluğun hamam geleneği olarak ufku açık bir alanda ve dönemin akropolünün belki de en manzaralı yerinde bulunan hamamın önündeki geniş Ankara silüeti yer alıyor.

Roma Hamamı için bir arınma ve temizlenme yeri olmaktan daha çok spor ve sosyalleşme bölgesi de diyebiliriz. Suyun hangi şekilde yer altında ısınarak temeller arasından buharın bölüm bölüm ayrıldığı ve insan vücuduna zarar vermeyecek şekilde klimatizasyonu da sağlayarak sıcaktan soğuğa yer değiştirdiğini yerinde görmek gerçekten mimarlık tarihi açısından oldukça doyurucu da bilgiler sunuyor. Kışın biraz esse de yazın kavuran sıcağında gezmek yerine daha anlamlı şekilde tamamlanabilecek bu son bahar ya da ilk bahar gezimizin başından itibaren hiç araç kullanmadan Antik Çağ´ın Ankara´sının en azından toplu ve uzun bölümünü yürüyerek keyifle bitirebiliriz.

roma-tiyatrosu-sahne-yapisi

Denizlere olan özlemleri nedeniyle Frigler tarafından çıpa anlamına gelen Ankyra adıyla anılmaya başlanmış oldukça eski bir kent Ankara. Üstelik gezilebilecek daha o kadar çok yeri var ki antik dönemlere dair; Beştepe Tümülüsü, Kral Metus Tümülüsü, ODTÜ Müzesi, Ahlatlıbel, Koçumbeli ve Yalıncak ören yerleri, Gordion müzesi ve büyük tümülüs adıyla anılan Kral Midas Tümülüsü, Gavurkale Hitit anıtı bunlardan sadece ilk anda aklımıza gelenler, ancak araştırıp yerinde görmek isteyenler için belki de bir referans olur düşüncesiyle şimdilik sadece isimlerini vermekle yetineceğiz bu yaşlı kentin antik geçmişinin. Nitekim son olarak diyebiliriz ki yıllar kentleri de buldukları gibi bırakmıyorlar.

Elçin Yıldız Şimşek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir