Roma Dönemi´nde Akuaduktlar

Aquaduktlar

Su Kemerleri

İnsanoğlu kimi zaman suyu aramış, kimi zaman da sudan korunmanın yollarını aramıştır. Önasya Arkeolojisi´nde Hititler suyun efendileri sayılırken, dünya üzerinde de aynı tanımı mimarlık tarihi anlamında başat rol üstlenen Romalılar´a verirsek sanıyorum haksız sayılmayız. Bu nedenle haftanın konusunu benim de hayatımın güzel bir kesitini anımsatan ve Romalı mimar-mühendislerin ulaştığı yüksek seviyeyi gösteren en iyi yapı tiplerinden biri aquaductlar, diğer bir deyişle su kemerleri olarak belirledim.

Hidrolik (su) mühendisliğinde usta olan Romalılar, içme sularını kaynağından alarak, geniş vadileri aşırtıp, eğim vererek ya da sifon yöntemiyle inşa ettikleri anıtsal aquaductlar ile kentlere ulaştırmışlardır. Kentlerin ve uygarlığın gelişmesi için vazgeçilmez olan suyun aquaductuslar ile ulaştırılması kentleşme, hijyen, sağlık ve halkın suya rahatça ulaşabilmesi açısından bir devrim niteliğindedir. Böylece hamamlara, çeşmelere, umumi tuvaletlere ve özel konutlara kadar hayati öneme sahip su kilometrelerce öteden taşınabiliyordu. Ayrıca aquaductuslar işlevsel Roma mimarisinin de bir örneğini oluştururlar. Hiçbir süsleme elemanı görülmeyen bu işlevsel yapılarda yörenin yerel taş malzemesi kullanılmıştır. Üst üste bir ya da birden çok kemer sırasından oluşan aquaductuslarda su yolu en üst kemer sırasında bulunuyordu. Kemer kullanımının yaygınlaşmasıyla yaygın olarak inşa edilmeye başlanan aquaductların ilk örneklerine Roma’da MÖ 4. yy. sonlarında rastlanır. Daha sonra Roma devletinin yayıldığı her yerde görülen aquaductuslar, tıpkı Roma yolları gibi, Roma egemenliği ve uygarlığının belirteci gibidirler.

Aquaductlara en güzel örneklerden biri Fransa Nimes yakınlarındaki Pont du Gard olarak anılan yapıdır. MÖ 15 yılına tarihlenen yapı 49.38 m yüksekliğindedir. Üç kat beşik kemerlidir. 3. kat küçük kemerlerden oluşur ve su kanalı bunun üzerindedir. Kemerlerin yapımında ahşap kalıplar kullanılmıştır. Aquaductların Türkiye’de de oldukça iyi korunmuş örnekleri vardır. Bunlardan biri MÖ 3. yy.’a tarihlenen Aspendos’un aquaductusudur. Bir başka örnek ise İstanbul’da Saraçhane’de bir kısmı görülebilen, Bozdoğan Kemeri olarak da adlandırılan MÖ 4. yy.’a tarihlenen Valens Aquaductusudur. ODTÜ Arkeoloji Topluluğu ile birkaç defa ziyaret etme şansı bulduğum Antakya Trajan Su Kemerleri de Harbiye´nin bereketli sularını hem taşkınlardan halkı korumak hem de kentin su ihtiyacını karşılamak amacıyla Roma’nın 13. İmparatoru Marcus Ulpius Nerva Traianus tarafından 2. yy´da yaptırılmıştır.

Öte yandan doğup büyüdüğüm ve Turist Rehberliği eğitimi aldığım okulumuzun merkez yerleşkesinin bulunduğu Kapadokya Bölgesi´nin çoğu tur operatörü tarafından maalesef genellikle es geçilen ve kültür turizmi açısından Orta Anadolu´da aslında oldukça büyük öneme haiz olan Köşk Höyük´e kadar uzanan Tyana Su Kemerleri, çocukluğumdan kalan çeşitli mitolojik hikayeleri ile de halen zihnimin bir köşesinde yer almaktadır. Aslında çoğu zaman yanından öylesine geçerken farkına bile varmadığımız kültür varlıklarının, uygarlık tarihimiz açısından ne büyük öneme sahip olduklarını hatırlayarak; belki de sonraki dönemlere, günümüz modern mimar ve mühendislerine ışık tutan ve birbirini takip ederek, birbirine eklemlenerek gelişen uygarlık tarihimizin; temiz, sağlıklı ve verimli şehirlerimizin en önemli yapı elemanı olan su kemerlerinin, günümüz şehirciliğinin kanalizasyon ve temiz su dağıtım ağları ile uzak bir akraba gibi ilişki içinde olduklarını unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle belki de çoğunlukla var olmayan görsel süslemeleri ile kültür tarihine değil belki ama, işlevselliği ile uygarlık tarihine hizmet etmiş olan su kemerleri yani aquaduktlar, belki de yapı kalitesiyle günümüz yerel yönetimlerince; şehircilik anlayışını ve politikasını belirleyen belediyelerce örnek alınmalıdır.

Elçin Yıldız Şimşek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir